Blog

AŞI OLAYIM MI, OLMAYAYIM MI?

Dişim çürümüş dişçiye gideyim mi, gitmeyeyim mi?

Bacağım kırıldı, hastaneye gideyim mi gitmeyeyim mi?

Doğurmak üzereyim, hastane veya ebe isteyim mi istemeyim mi (ya da bizim herife mi güveneyim)?

Olmam derken Covid-19 olmuşum, nefes alamıyorum, hastaneye gideyim mi gitmeyeyim mi?

Aslında bunların hepsine yanıt olarak belki “sen bilirsin, karar senin” diyebiliriz ama esasen hiçbiri için verilecek karar o kadar da “sana bağlı” değil, başkalarının hayatını da etkiliyor.

Diş ağrısını sırf sen çekmeyeceksin, evde senin yakarışına maruz kalanlar, seninle uykusuz kalanlar, işyerinde senin işlerini üstlenen da çekecek.

Kırık bacağından dolayı yine yakarışını çekenler, seni her yere taşımak zorunda kalan, kemikler yanlış kaynadı diye seni hastanelere taşımak zorunda kalacak olanlar var.

Ya bebeğin sağlığı? Baba’yı vs unut ya bebeğin sağlığı?

Peki ya Covid-19 örneği? Doğrusu aşı olmamayı diretip ondan sonra Covid-19 olduysan bence hastaneye gitme, zira başkalarının ihtiyacı olan hastane yataklarını kendi akılsızlığın ve düşüncesizliğin nedeniyle gasp etmiş olacaksın (yok böyle bir durumda yine de gidin, sizin akılsızlığınıza ben tehlikeli bir mantık yürüterek akılsızlık eklemek niyetinde değilim!). 

Tüm bunlarda herhalde demek istediğimi anladınız.

AŞI OLUN, AKILSIZ OLMAYIN!!  EMİN DEĞİLSENİZ VEYA RİSKİ OLABİLECEK BİR DURUMUNUZ VARSA DOKTORA DANIŞIN. SORULARINIZ ODOKTORLARA SORUN, INTERNETTEKİ OYUNCULARA AKLINIZI KAPTIRMAYIN (buna bazı kilise ve önderleri dahil).

Çoğu kilise önderi insanların huyunu suyunu anlamakta, onlara bu alanlarda yardımcı olmakta zorlanırken aniden nasıl tıp uzmanı olabiliyor ki? Ya da bunu onlardan nasıl bekleyebiliriz? 

Tıp uzmanları, yerli ve yabancı, “aşı olun” diyor. Biz eşimle çekinmeden ‘hiçten iyidir’ diye ilk aşıları (Çin – Sinovac) olduk. Ek olarak BioNtech aşısı olma fırsatı çıkınca ben danışmak için kalp doktoruma gittim (zira 3 yıl önce dörtlü by-pass ameliyatı olmuştum – tabii ameliyat olmayı red edip aniden gidiverme olasılığı ile de yaşayabilirdim ;). Bana yanıttı şu oldu: “Çok ama çok az bir enfeksiyon riski var deniliyor ama bu çok ender. Aşı olunmaması durumda Covid-19’a yakalanma ile gelen enfeksiyon riski binlerce kat daha fazla ve korkunç akibetler doğurabiliyor. Biz hastanede bunu sürekli görüyoruz. Ben aşı oldum, hiç çekinmeyin ve mutlaka ama mutlaka bu aşıyı olun.” 

Batı dünyasının bir çok devlet ve akademik kuruluşlarının aşı konusunda insanları kandırma riski yok denecek kadar az. O riski kimse alamaz, son derece ciddi araştırmalar ve denetlemeler yapılıyor. Milyonlarca insanın hayatını riske atmazlar, atamazlar. Başarısız sayılmamak, bir damla bile oy kaybetmemek için çırpınan devletlerden bahsediyoruz. 

Hadi tüm bunlar bir kenara (bilim nasıl bir kenara atılabilinirse), nerede Tanrı’nın “bilge olmak”, “komşunu kendin gibi sevmek”, “iyi olanı seçmek”, “alçakgönüllü olmak” gibi bize öğrettikleri. 

Evet her birimizin seçme hakkı var (ama Rab’bin dediği gibi her şey yararlı değil), ama “aşı olmam, maske takmam” diyen kişinin beni ve diğer ‘komşuları’ riske sokma hakkı yok. Bir İnanlı bunu kavrayamadıysa Tanrı’yı ve ilkelerini anlamamıştır. İsa Roma’ya vergi vermek zorunda değildi (geliri bile yoktu ki) ama insanlara örnek olmak ve o insanların başına gereksiz sorunlar yaratmamak için vergi ödemeyi seçti. (Bkz – Matta 17:24-27)

Bazıları işine geldiğinde “Yönetimlere  bağlı kalın” der, peki şimdi yönetimler “aşı olun” diyor, hadi bakalım. Romalılar 13’ün içinden cımbızla ayet seçmeyelim, tümünü okuyup Tanrı’nın yüreğini kavrayalım. 

Tanrı rızası için başta Amerika olmak üzere bazı kiliselerin ne olduğu belirsiz (aslında belli de konumuz değil) ‘kişisel haklar’ akılsızlıklarına kendimizi kaptırmayalım (akılsız sözünü beğenmediyseniz lütfen Pavlus’un Galatyalılara sarf ettiği söze bakınız). 

Herkes imanına göre diyebiliriz, ama bu ‘iman’ kararı başkalarını da etkiliyorsa o karar o kadar da ‘kişisel’ değil. Dahası bu size has iman gücünü başkalarına empoze edemez, başkalarını riske atamazsınız. Aşı olmam diyen binlerce insan Covid nedeniyle hastaneleri doldurmuş durumda ve yüzlercesi öldü. Siz bilmişliğinizle buna neden olmaya razı mısınız?

Ben değilim. Rab’bin önünde “bilmediklerim hakkında zırvaladım, doğru danışmanlıklara kulak asmadım, başkalarının acı çekmesine hatta belki ölümlerine neden oldum, kusura bakma” mı diyeceğim? Hayır, hiç öyle bir niyetim yok. Tersine “Rab kendimin, sevdiklerimin ve diğer insanların ortak sağlığı, iyiliği için, her noktasını tam anlamadıysam da, iyi olanı yapmayı seçtim” demek istiyorum.

Garip korkulara dayanarak kararlar vermeyin. 

Eski Ahit’den çok ilginç bazı ayetlerle sizi baş başa bırakayım. Yeşaya 8:11-13  

RAB beni halkın tuttuğu yoldan gitmeme konusunda şiddetle uyararak şöyle dedi: “Onların entrika dediği her şeye siz entrika demeyin;
Onların korktuğundan korkmayın, yılmayın.

Her Şeye Egemen RABbi kutsal sayın. Korkunuz, yılgınız Ondan olsun.”

Sonuçta sevgili kardeşler:

AŞI OLUN, AKILSIZ OLMAYIN!!  EMİN DEĞİLSENİZ VEYA RİSKİ OLABİLECEK BİR DURUMUNUZ VARSA DOKTORA DANIŞIN.

We Watch

Kusura bakmayın bu sefer İngilizce, esin öyle geldi:

We Watch Z.T., 14/8/2021

We watch

A new born,

A new dawn,

A far off distant storm.

We watch

A screen,

A scream,

The end of a dream.

We watch

Construction,

Destruction,

Endless subtle seduction.

We watch,

The news,

The blues,

Views that amuse and sigh at abuse.

We watch,

The Rohingya, the Uyghurs,

The Syrians and Afghanis,

The abandoned, the rejected, the victims, the refugees.

We watch,

And watch,

And watch,

And watch.

We watch.

Torunlar ve Tanrı ile Yürümek

Torunlar harika! Onları sevmemek mümkün değil. Kendi çocuklarınız da harika ama malum orada yıllarınız bambaşka sorumluluklarla boğuşurken geçiyor. Aşınmış yıllar ardından çocuklarınızın gelişindeki sevgi ve heyecanı torunlarla bir başka yaşıyorsunuz. Canlılık getiren yeni bir tatlılık, ümit uyandıran yeni bir saflık. Tabii yepyeni bir düzeyini keşfettiğiniz fiziksel yorgunluğu da tartının diğer tarafına koymak gerek! 

Torunlarla yürümeyi seviyorum. Küçüklerken onlarla bir yere çıktığınızda, yaşlarına göre her saniye olmasa da, ellerini tutmak gerek ve bu güzel bir duygu. Ama doğal olarak bir an kendi başlarına yürümek istiyorlar, belki bir şey keşfetmek, belki kendilerini büyük hissetmek için. Belki sırf enerji dolu olduklarından. Gidip gelirler, istediklerinde elimi tutar istediklerinde bırakırlar. Bazen de ben bırakmalarına izin vermem, bir tehlikenin farkındayımdır ya da o noktada onlara güvenemeyeceğimi sezerim. İleri fırlarlar, ya da gözleri bir şeye takılmış geride kalırlar. Ama hep benim güvencem ve sevgim altında. Belki beklemem belki peşlerinden koşmama belki onları saptıkları bir yönden geri getirmem gerekir. İlgimi asla onlardan başka yere veremem. Bu aslında bir ‘boyunduruk’, bir yük. Ama bu bir sevgi boyunduruğu, hafif bir yük. Ve de sonuçta çok önemli bir sorumluluğum var: “onları salimen eve ulaştırmak”. 

Sanırım Tanrı da bizimle yürürken herhalde bunları hissediyor. Bizimle yürümek için altına girdiği bu boyunduruğu, taşımada hafif, sevgide ağır buluyor. Hem de yorulmadan. Üstelik bizi eve ulaştırma sorumluğunu O da üstlenmiş durumda!

Ah Aaah Ravi (ve Benzerleri)

Shakespeare’in “Hamlet” piyesinde dertli prens Hamlet, yaşamdaki adaletsizlikler, ikiyüzlülükler ve yalanlarla boğuşurken ağzından, artık dünyaca ünlü, şu sözler dökülür: “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” Derin hayal kırıklıkları yaşadığımızda, sağlam sanıp tutunduklarımız yalan çıktığında, adaletsizliklerin hiç bitmediğini farkettiğimizde yaralı yüreklerimizden doğal olarak böyle sorular taşar. 

Evet belki İsevi olarak Tanrı’ya iman etmek ve vaatlerine ümit bağlamamız nedeniyle her şeye rağmen ‘olmak’ tutunulmaya değer çıkar; çünkü ne de olsa güvenimiz ve ümidimiz Göksel Babamızdır, insanlar değil. Ancak İnanlılar olarak ‘olmak’ sorgulamasını aşsak ta soracak bir sürü başka sorular var. Zira Hamlet’e soru sorduran, yani güvendiklerinin adaletsizliği ve yalanları, bizlerin de etrafını sarıyor. Kiliselerimizde de kol geziyor, zira sonuçta ister önder ister üye kiliselerde insanlar var. 

Geçen yıl vefat eden ve ne üzücü ki ardından bir çok insanı etkilemiş saklı günahları ortaya çıkan ünlü Kutsal Kitap öğretmeni ve inanç savunmacısı Ravi Zacharias bunun taze bir örneği. Son nefesine kadar bildiğimiz kadarıyla ne ikrar ne de tövbe içermeyen sarsıcı günahlarının ortaya çıkması, o kadar çok insanı allak bulak etti, o kadar çok şeyi silip süpürdü ki. Bu denli akıllı bir insanın bütün bunların akibetini düşünmüş olamaması imkansız geliyor. Ama anlaşılan “akıllı olmak aptalca şeyler yapmaya engel değil”.  

Din Felsefesi ve İnanç Savunması konusunda çalışmaları olan sevgili Yeşua Özçelik’in bu konu ile ilgili 12 Şubat’ta Twitter’da güzel notları vardı, bunlardan biri şuydu: “Son olarak, bu olayın benim İsa’ya olan inancımda zerre etkisi olmasa da, görüyorum ki birçok kişi aslında inançlarını belirli dini önderlerin, konuşmacıların sözleri üzerine inşa ediyor. Çok üzücü bir durum. Burada önemli bir ders var. Bunu İsa Mesih de şöyle ifade ediyor: “Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer.” (Mat 7:26) Bir Hristiyan’ın inancı bir kişiye dayanacaksa bu kişi kesinlikle İsa Mesih’in kendisidir.

Konum Ravi Zacharias değil. Çok sayılan, muhteşem bilgi ve iletişim yetenekleri olan bir öğretmenin düşüşünün anımsattığı bir soruya yanıt aramaktır:

“Yargılamak ya da yargılamamak, bu da bir mesele!”
İnanlılar arasında çok sık duyduğumuz sözlerden biri İncil’den alınan “kardeşini yargılama” sözüdür. Nitekim yargı konusunda son yazdıklarımda bunun bize düşmediğini yazdım. İyi de Ravi gibi açıkça kötülük yapan kişileri yargılamayacak mıyız? İyi ile kötü, doğru ile yalan arasında bir yargıda bulunmayacak mıyız?

Keşke “yargı” kavramı için iki ayrı sözcük olsaydı. Biri Tanrı’nın önünde sonsuz yaşam, yani ‘son mahkeme’ ile ilgili yargı için; diğeri ise günlük yaşam içinde iyi ile kötü davranışları ayırt etmek, tartmak için. 

“Kim Kurtulur” başlıklı yazılarımda ‘sonsuz yaşam’ ile ilgili yargının Tanrı’ya ait olduğunu vurguladım ve savundum. Buna eminim kimsenin itirazı yoktur. Ne mutlu ki bu yargıyı Tanrı’ya bırakmakla üzerimizden çok büyük bir yük kalkıyor. Ama bir de başkalarının, özellikle kilise ailesi içindekilerin davranışlarını tartmak geliyor.

“Kardeşini yargılama”, yanlışları, günahları, kötülükleri göz ardı etmek midir? Hayır, asla. Bu ne doğruluk, ne sevgi, ne de lütuf olur. Selanikliler 2:12 “Sizi …Tanrı’nın Egemenliğe yaraşır hayatlar sürmeye özendirdik” veya Luka 17:3 “Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse onu azarlayın…” gibi bir sürü ayetin anlamı kalmaz. 

Tabii ki birbirimizi gözeteceğiz. Bunu yaparken amaç yargılayıp yok etmek değil uyarmak, iyiye yöneltmek, tövbeyi görmek, başkalarını korumak ve kişiyi kazanıp bina etmektir. Gözetmek bir şeyleri örtmek demek değildir. Kişi kendisi ışığa gelmiyorsa, başkalarının duruma ışık tutması gerekiyor. Ancak bunu dedikodu ve yıkıcı yargı ile değil, “gerçeği sevgi ile söyleyerek” yapmaya çağrılıyoruz (Efesliler 4:15). Günahta yürüyen kişi bunu inkar ediyor, red ediyor, doğru olanları yapmak istemiyorsa o zaman da bazı adımlar atmak zorundayız. Başkalarının durumumuza ışık tutması tabii daha acı oluyor, onun için de Davut gibi “Rab yüreğimi tara” diyerek kendimizin ışığa çıkması her zaman çok daha akılcı ve etkilidir. Bu konu kendi başına geniş çaplı ayrı bir konu ve bu, maalesef çoğu kez kaba sapa uygulanan kilise disiplin yöntemlerimiz ile aşılmaz. Kutsal Kitap bize yollar gösteriyor ama konumuz şu an o değil.

Peki “lütuf” ne olacak? Bu durumlarda lütuf sadece suçlu için geçerli değildir, kurbanlar için de rolü vardır. Dolayısı ile o denli basit değildir. Her durum kes biç, öp barış ile çözümlenemez. Bu nedenle konunun bu tarafı kendi başına geniş çaplı dedim. Belki ileride bakabiliriz.

Yapılanlardan eziyet gören, yaralanlar varsa (ki her zaman vardır), ayrıca onların yanında da olmamız gerekiyor zira Tanrı ‘ezilenlerin, haksızlığa maruz kalanların yanındadır’ ve İsa’nın bir öğrencisi, hangi sebepten olursa olsun, duyarsız olamaz. 

Karanlığı örtbas etmeye çağrılmadık. Ama ne yazık ki bu yapılıyor, hele bizim gibi onuru koruma endişesi ile yanıp tutuşan utanç toplumlarında. Ve ne acı ki bu yaklaşımlarda gerçek ve doğruluk kurban edilir. Örtbas ederken bir sürü ‘iyi’ bahane bulup uydurmakta da çok başarılıyız: “kilisenin adı lekelenir”, “gelir kaynaklarımız kurur”, “bu hizmetin önü kesilmemeli” vb.. Kanıtlanmış, kötü, günah dolu eylemleri bir kilisenin, bir hizmet kuruluşunun veya bir önderin itibarını korumak adına örtbas etmek, ışığa getirip çözmeden devam etmek, karanlığın tarafında yer almaktır.

Bu durumlarda kilise içinde ve dışındaki insanları şu tarz düşüncelere iteriz: “Kilise aldırış etmiyor, herhalde Tanrı’da aldırış etmiyordur.” O zaman da insanlar haklı olarak ne böyle bir kilise ne de böyle bir Tanrı ister. Rab de, Ferisilere yaklaştığı gibi, bizlere “Ne müjdelediniz, ne elde ettiniz? Sizi ikiyüzlüler” demekte haklı çıkmaz mı?

Tanrı’nın ikiyüzlükten nefret ettiği bir sürü ayetle vurgulanmıştır (Süleyman’ın Meselleri ve İsa’nın din adamlarına sözlerine bakmamız yeterli). Zira ikiyüzlülük karşındakilere, etrafındakilere haksızlıktır, hırsızlıktır, sahtekarlıktır, aldatmacadır; gerçeğe ihanet, yalana hizmettir; karanlığı ışığa tercih etmektir. İblis’in en başarılı olduğu yeteneğe ortak olmaktır (İblis’in Aden bahçesinde ve İsa’nın çölde denemesindeki tutumunu hatırlayın). Sonuç olarak da ikiyüzlülük güveni sarsar, yok eder. Belli bir alanda güvendiğimiz kişiler ne denli bize örnek olmakta ve sırtımızı dayamakta üst düzey kişilerse (örneğin kilise önderleri), ikiyüzlülükleri ile o güvenin yıkılması da o denli sarsıcı ve yaralayıcıdır. 

Luka 17:1-2’deki şu ayetleri dikkate almamızda yarar var (özellikle önderliğe soyunanlar): “İnsanı günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline! Böyle bir kişi bu küçüklerden birini günaha düşüreceğine, boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur.”

Ravi ilk değil son da olmayacak. Şu anda dünyada ve hatta ülkemizdeki bir avuç kilisede bile gizli (veya açık) günahlarının derecesi, hizmetlerini yapmamalarını gerektirecek kişiler, önderler vardır. Ravi ile bir kaç kez tanıştım, öğretişlerine hayran kaldım, çok iyiydiler, çok öğreticiydiler. Hatta öldüğünde “onu saatlerce dinleyebilirdim” diye yorum yaptım. Öğretişlerinizin iyi hatta etkin olması günaha düşmeyeceğiniz anlamına gelmez. Sizin aktif, öğretişlerinizin doğru ve etkili olması sizi doğru kılmaz. Ama o günahlarla yüzleşip yüzleşmemek sizi dürüst veya ikiyüzlü kılar. 
Tanrı ve insanların sizi nasıl tanımlamasını istersiniz? Seçim sizin, bizim, benim.

Bazen de bir şiir

Ne Yaptıklarını Bilmiyorlar

“Ne yaptıklarını bilmiyorlar”!
Ne zaman söylendi bu sözler,
Sonda mı, başta mı?
Her şey bitince mi,
Yoksa her şey başlarken mi?

Yazı’da çarmıhta.
Eski biter, 
Yeni başlamak üzereyken.
Bağışlamadan bitmesin,
Bağışlanmadan girilmesin zamanı.

Yoksa en başta mı?
Düşünceler sapınca,
Sapma ile düşünce mi?
O zaman mı ilk seslendi,
“Baba bağışla, ne yaptıklarını bilmiyorlar”?
O zaman mı başladı yolculuk,
Bilmeyenleri bilinir kılmak için?

Sanırım ne yaptığımızı bilmiyoruz,
En baştan beri.

Z.T.

KİM KURTULUR? – 4

İman garantileri olmayan insanlar ne olacak?

Ünlü Yuhanna 3:16-19 ayetleri ile insanın hangi safhalarda yargılandığına açıklık getirmeye çalışarak başlayalım:

“16 Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. 17 Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya Onun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. 18 Ona iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrının biricik Oğlunun adına iman etmemiştir. 19 Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü.”

‘Zaten yargılanmıştır’ sözleri, herkes için taa Yaratılış’tan beri geçerli. Yani ‘ben iman etmiyorum’ demek ile gelen bir yargı değil, baştan beri var olan bir yargı. Yaratılış kitabında (3. bölüm), günah nedeniyle insanoğlunun Tanrı’nın yanından, bahçeden atılması yargılamaydı. Yani o andan itibaren zaten yargılanmıştık. 

Yuhanna 3:18’deki sözler, İsa’ya iman etmemenin bizi baştan gelen, ‘zaten’ var olan yargı yerinde bıraktığını söylüyor. Yeni bir yargılama değildir. Nitekim 17. ayette “Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi”sözleri var olan bir tutsaklıktan (yargıdan) kurtulmaya değiniyor. 

19. ayet ve Yuhanna 1:9-13 de bulunan ‘tanımamak, kabul etmemek’ sözleri, var olan bir durumu vurguluyor. Bu var olan durum, karanlıkta kalmayı seçmek ile o karanlık üzerindeki yargının altında kalmayı seçmektir. 

Şöyle düşünebiliriz: kuyunun dibindesin ve sana yukarıdan bir ip indiriliyor, ipe tutunursan yukarı çekilip çıkarılırsın, ipe güvenmez ve tutunmazsan kuyunun dibinde kalırsın.

Kuyunun dibinde olup iman ipine sarılmamış insanlara ne olacak?

Kanımca yargı konusunu en net anlatan ayetleri Romalılar 2:1-16’da bulabiliriz. Mutlaka okuyun, hatta şu anda durup bir okuyun lütfen. 

Yukarıdaki sorumuza yanıt özellikle 12-16 ayetleri arasında bulunuyor. Herkes yargılanacak. İnanan ve inanmayan (Yahudi olan ve olmayan), bilen bilmeyen, herkes ve de ayrım olmayacak. Eylemlerimiz bizi ele veriyor ve vicdanlarımız da tanıklarımızdır. Mesele Hristiyan/İsevi etiketlerimiz değil. İsa’nın Romalı yüzbaşı için “İsrail de bile böyle iman görmedim” (Luka 7:9) sözlerini anımsayın.

Hepimizin yargısı İsa’dan geçecek, 16. ayet “Yaydığım Müjdeye göre Tanrı’nın, insanları gizlice yaptıkları şeylerden ötürü İsa Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır.”  

Burada durup Tanrı’nın (dolayısı ile İsa’nın) yargı ve merhamet konularında karakterine, yüreğine bakmamız gerek. Bu detaylı bir çalışma değil ama bir kaç ayette sanırım bir şeyler keşfedebiliriz:

İsa çarmıhta: “Baba onları bağışla çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” (Luka 23:34)

Tanrı: “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım.” (Rom. 9:15)

“Merhamet yargıya galip gelir.” (Yakup 2:13)

Kurtarış, tahtta oturan Tanrımıza ve Kuzu’ya özgüdür!” (Vahiy 7:10)

“Aldanmayın, Tanrı alaya alınmaz. İnsan ne ekerse onu biçer.”  (Galatyalılar 6:7)

Bundan böyle Rab’be ait olarak ölenlere ne mutlu!……Uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları onları izleyecek.”  (Vahiy 14:13)

Kurtarış, yücelik ve güç Tanrımıza özgüdür. Çünkü O’nun yargıları doğru ve adildir.” (Vahiy 19:1-2)

Sonuçlar (unutmayın bunlar benim anlayabildiklerimin yorumudur):

1- İnsanlık için 2 temel yargı var, biri başlangıçta (Yaratılış 3) günah ile gelen yargı. Diğeri ise dünyanın sonunda Yeni Yaratılış’da yerimizi alma ile ilgili kurtuluş yargısı.  Tabii bu iki yargı birbiri ile bağlantılı.

2- Dünyanın sonundaki yargı sanki 2 seviyeli gözüküyor (sınırlı anlayışımızla buna seviye diyorum – yapısını kavramamız zor). İşlerin yargısı ve imanın yargısı – bize bunlar ayrı gözükse de belki birdirler. O gün anlayacağız.

3- İsa’ya yürekten iman edenler İsa aracılığı ile iman yargısından azledilip sonsuz yaşama kavuşacak ancak bu kişilerin işleri yargılanacak. 

Belki şöyle hayal edebiliriz, Tanrı’nın yargı tahtı önündeyiz ve ismimiz çağrılıyor, İsa “Baba bu benim ödediğimi bedeli kabul eden, bana yürekten iman edenlerden, ben izleyenlerden, kanımın altında” diyor. Sıralamasını ve nasıl olacağınız tabii bilmiyorum ama ayetlere bakılırsa buna şu da ekleniyor: “Tamam ama adaletin parçası olarak işlerine bir bakalım”. İşlerimiz ateşten geçecek zira seçim ve eylemlerimizden sorumluyuz. Belki de Tanrı’nın Egemenliğine giremeyecek işlerin yok edilmesi gerekiyor, göksel kuralları kim bilir. Lütuf, işlerimiz ortaya dökülmeyecek demek değildir. Tersine lütuf işlerimizin ortaya dökülmesine rağmen işler.   

4- İman garantisi olmayanlar da yargıdan geçecek. Eğer yargılanacaklarsa, bu gruptakiler için kesin kurtulamazlar diyemeyiz. Önceden hesapları kesildiyse, kurtulma şansları yoksa o zaman yargılamak niye? Yargılamak çok anlamsız olurdu, veya Tanrı ya çok acımasız ya da ne yaptığını bilmiyor olurdu – ki böyle olmadığını biliyoruz. Tanrı’nın bu insanlar için kararları sadece ve sadece Tanrı’yı ilgilendirir. Adaleti ve merhameti nasıl kullanacağını O bilir ve bunun nasıl işlediğini ancak o zaman anlayacağız; ve de eminim hayran kalacağız.

Sonuçta “Kim Kurtulur?” sorusuna yanıtta bir bakıma dönüp dolaşıp en başta yazdığıma geliyoruz:   SANA NE

İnsanları biz yaratmadık, neler yaşadıklarını, nelerden geçtiklerini, yüreklerini bilmiyoruz. Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın adaleti elden bırakmadığını ama hep merhametten yana olduğunu görüyoruz. Adaleti ve merhameti birlikte en iyi şekilde işletecek olan da O’dur. Bu nedenle “Sana Ne” deme küstahlığında bulunuyorum. Bizler, İsa Mesih’teki ayrıcalıklarımıza şükrederek O’nun arından gitmeye bakalım. 

Bir hikaye ile bitireyim. Bir kaç yıl önce, çocuk mahkemelerinde yargıçlık yapan, İnanlı olmayan bir yabancı ile tanıştım. Sohbet ederken “sürekli çocukları yargılamak zorunda kalmak çok yıpratıcı olsa gerek” gibi bir şey söyledim. Yargıç şöyle yanıt verdi: “Evet yıpratıcı zira üzücü. Karşınızda hırsızlık yaparken yakalanan 13 yaşında bir çocuk duruyor; kaç kez karşınıza çıktı ve ceza vermek zorundasınız zira suç üstü yakalandı, suçu kesin. Ama önünüzdeki dosyada bu çocuğun 8 yaşlarında annesinin yeni erkek arkadaşı onu evde istemediği için tek başına sokaklara atıldığı yazılı.”

Burada suçlu kim? Buyurun siz karar verin! Hem adaleti hem merhameti işletin! Hele bir de bu ‘sonsuzluk’ ile ilgili bir karar ise. 

‘Kim Kurtulur’ sorusuna yanıtları ve kararları Tanrı’ya bırakmakta umarım hemfikirsinizdir.

KİM KURTULUR? – 3

Peki ya sonsuz yaşam?………………… 

Yani ‘Kim Kurtulur – 2’ deki 2. madde olan “ Tanrı’nın huzurundan atılmayla gelen sonsuz bir ölümden kurtulmak” konusu ne olacak? 

En baştan şunu açıkça belirteyim: Her insanın kurtulacağına inanyorum, ne de iddia ediyorum. Herkes kurtulacak demek, Tanrı’nın adaleti, yargısı, merhameti ve kurtarışı ile alay etmek olur. İnsanlar ve tüm evrensel güçlerle de alay etmek olur ve de Tanrı’yı güvenilmez kılar. 

Konuya girerken bu ‘Tanrı’nın Egemenliği’ dışındaki yer, Kutsal Kitap’da ve toplumda ‘cehennem’ denilen yer nedir çok kısaca bakalım. Çok kısaca zira malum ‘öbür taraf’ boyutlarını anlamamız, kavramız olanaksız. 

Bu konuda Kutsal Kitap’da çeşitli anlatımlar var, bir kaç örnek: ateş gölü (Vahiy 20:14), yanan kükürt gölü (Vahiy 19:20), ateş olan bir yer (Yasanın Tekrarı 32:22), ağlayış ve diş gıcırtısı olan yer (Matta 24:51), dışarı karanlık (Matta 8:12). Eminim başka benzetmeler de bulabiliriz ama ağırlıkta olanlar bunlar. Gerçekten fiziksel bir ateş, karanlık, acı, diş gıcırtısı vb olacak mı yoksa bunlar fiziksel dünyada yaşayan biz insanlar için benzetmeler mi bilemeyiz. Ancak sonuçta herkes bir gün Tanrı’nın varlığına tanık olacak ve bazıları Tanrı ile olmaktan, yaratığı kalıcı egemenlikte olmaktan ebediyen mahrum kalacaktır (bu hangi şekli alırsa alsın).

Tanrı’dan ve acı, adaletsizlik, kötülük olmayan, ışığın, barışın, esenliğin egemenliğinden sonsuza dek mahrum kalmak korkunç bir şey! Gideceğimiz bir yere bizi götürecek otobüsü, treni kaçırdığımızda ne kadar üzülüyor, yırtınıyoruz değil mi? Hele bir de bu son tren ise! 

İşte bu sonsuz ‘dışarı atılma’ ikinci ölüm. Bizi bundan kurtaran da İsa Mesih. Bu ölümün bedelini çarmıhta ödeyip, dirilişi ile de o ölümü etkisiz kılan. Tanrı’nın, ruhsal güçlerin ve evrenin gözünde, İsa ve yaptığı bu kurtarış eylemi gerçek ve kesin. Buna inanması gerekenler ruhsal güçler ve evren değil, biz insanlarız. 

İşte burada da işin içine ‘iman’ giriyor. İnsanın Tanrı’ya Yaratılış’ta ‘güvenmiyoruz sana’ beyanı ters yüz edilip ‘iman’ ile Tanrı’ya ‘sana güveniyoruz’ demek. 

Bir önceki yazıda Kutsal Kitap’da iki seviyede yargı gözüküyor demiştim. İşte ikinci seviye diyebileceğimiz, ebedi yaşam ile ilgili ‘İman Yargısı’ bu: Tanrı’ya ve ‘yol, gerçek, yaşam budur’ dediği yola güvenip güvenmemek? Tanrı’nın ayarlayıp sunduğu kurtuluş yoluna inanıyor muyuz? 

Şöyle bir benzetme yapayım: “Kendimizi bir mayın tarlasının ortasında buluyoruz ve bir uzman bize ‘güvenli alana varmak için buradan bir çıkış yolu var, yerdeki kırmızı damlaları takip edin’ diye uyarıyor. Önünüzde iki seçim var, ya uzmanı dinleyeceksiniz ya da ‘ben ona güvenmiyorum’ deyip bildiğinizi yapacaksınız. İkisi de risk taşıyor, güven istiyor ve seçim sizin. İsa’ya iman, bizim ‘uzmana’ güvenmeyi seçmemizdir. Rab, bizlere oradan kurtulup güvenilir yere varacağımıza garanti veriyor. Üstelik güvenince Kutsal Ruh’u o yolda bize garantör ve rehber veriyor! 

İman yargısını böyle anlayabiliriz. Yani Tanrı’nın önünde durup “inanıyon mu, inanmıyon mu gari?”ye cevap vermek değil. Rab yürekleri biliyor zaten, ağzımızı açmaya bile gerek olmayacak sanırım ve o “iman” bizi öbür tarafa taşıyacak. 

Peki İsa’yı tanımayan, “iman” etmeyenler? Bu dünyada epeyi kötü insan var ama baktığınızda bir çok imanlıdan bile daha iyi davranan insanlar da var. Hepimizin iman etmeyen anne babaları, kardeşleri, sevdikleri var. Asırlarca İsa’nın ne adını ne şanını duymayan milyonlarca insan oldu ve var. (Bu arada duymak ne demek? Doğru dürüst duymak gerekmez mi? Anlamadan reddetmek reddetmek midir? Bu sorular da bir başka.)

Yukarıda değindiğimiz ‘iman’ garantileri olmayan tüm bu insanlar ne olacak? 

“Kim Kurtulur – 4” (Netflix dizisi gibi oldu 😉 ) ile toparlamaya çalışacağım.

KİM KURTULUR? – 2

Gerçekten konunun arkası gelmeyecek mi sandınız? Sanmam. Aslında konu öyle kalabilirdi zira Yuhanna 21’de İsa meraklı Petrus’a bir kişi (Yuhanna) için “sana ne” diyorsa, bizlere milyarlarca insan için “size ne” demez mi? Ama doğru dürüst bir şey yazmazsam ya azar işitebilirim ya da bazıları meraktan çatlayabilir.

Ne ilginçtir ki kiliselerde, öğretişlerde sık sık “öç Tanrı’nındır” veya “yargı Tanrı’nındır” sözleri ile bu konuların Tanrı’ya bırakılmasını vurgularız. Ancak buna rağmen yine de sürekli “kim kurtulur, kim kurtulmaz” konusunu da sürekli kurcalamayı bırakamayız? 

Neden acaba? Meraklı tazeleriz diye mi? Ya da kendi kurtuluşumuzdan emin olmak için mi? Belki İnanlı olmayan sevdiklerimize ne olacak endişesinden. Yoksa ‘ben kurtuldum’ diye ruhsal bir kendini beğenmişlikten mi (İngilizcesi: self-righteousness)? Belki insanları müjdelemeye teşvik etmek için. Ya da sırf soranlara yanıt verebilmek için mi? Büyük olasılıkla hepsi ve daha fazlası. İlle de “kim kurtulacak” sorusuna net bir yanıt bulmanın peşindeyiz.

İnsanlar ‘kurtulmak’ derken sanırım genelde şunlardan kurtulmayı kastediyor:

1- Fiziksel ölümden sonra Tanrı’nın yargısından.

2- Tanrı’nın huzurundan atılmayla gelen sonsuz bir ölümden (yok olma/ceza vb. artık bunu nasıl anlıyorsanız).

Öncelikle kimsenin gidip gelmediği (İsa hariç) bir boyuttan, yani neyin nasıl olduğunu bilmediğimiz bir yerden ve kavramlardan bahsediyoruz. Yani hiç ama hiç kimse kesin konuşamaz bu konuda (bu konuda kesin konuşan vaizler ve öğretmenlere itibar etmeyin). Bu durumda Kutsal Kitap bile bize tam açıklama vermiyor. Veremiyor, zira boyutları anlayıp kavrayabileceklerimizi çok çok aşıyor. Zaten iman gözle görülmeyene inanmak değil mi? Dolayısı ile de ortaya koyacağımız yorumlar ancak Kutsal Kitap’ın bize verdiği çerçeve içinde, oradan ve Kutsal Ruh’tan Tanrı’nın yüreği hakkında kavradıklarımızla olabilir. 

İlk maddemiz: “Fiziksel ölümden sonra Tanrı’nın yargısından muaf mıyız?”

Tanrı’nın yargısından kurtulacağımızı unutun. Kutsal Kitap herkesin ama herkesin Tanrı’nın yargısından geçeceğini açıkça söyler. Hem iman edeni hem de etmeyeni bekleyen bir yargı var: 

Elç. İşl. 17:31 “Çünkü dünyayı, atadığı Kişi aracılığıyla adaletle yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişiyi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.” (Bu ayet aynı zamanda yargının İsa’nın aracılığı ile olacağını gösteriyor).

Rom. 2:6-7 ve 11  “Tanrı ‘herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir.’ Sürekli iyilik ederek yücelik, saygınlık, ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam verecek. Bencillerin, gerçeğe uymayıp haksızlık peşinden gidenlerin üzerineyse gazap ve öfke yağdıracak……….Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz.”

Matta 25:31-33 “İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi Onun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak.”

1.Petrus 4:17 “Çünkü yargının, Tanrının ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce bizden başlarsa, Tanrının Müjdesine kulak asmayanların sonu ne olacak? 

1.Kor. 3:13-15 “Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak. Bir kimsenin inşa ettikleri ateşe dayanırsa, o kimse ödülünü alacak. Yaptıkları yanarsa, zarar edecek. Kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır.”

Yukarıda 1. Petrus 4 ve 1. Kor. 3’den alıntılar (ve bazı başka ayetler) iki seviyede yargı olacağını ima ediyor, ya da o anlamı çıkarabilme olasılığımız var. İşlerin yargısı ve imanın yargısı.

Evet kesinlikle imanla aklanma ve lütufla kurtulma var ama Tanrı’nın yargısı içinde ‘işler’ yok diyemeyiz. Bunu söylemek bir çok ayeti inkar etmek olur. Bu ayetlerden belki en güçlüsü de Matta 25: 31-46’da İsa’nın, kişilerin işlerine göre ‘koyunlar ve keçiler’ olarak ayrılması benzetmesi ile yargıyı anlatmasıdır. Lütfen şimdi bu yazıyı okumaya ara verip o ayetleri okuyup geri gelin.

Yani “ben Mesih İnanlısıyım, bana yargı yok” diyemezsiniz, dolayısı ile de demeyin.  Evet benim ve sizlerin işleriniz yargılanacak. 

Tamam hemen birileri Yuhanna 3:18’deki ayetleri ortaya atacaktır: “O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir.”  

İnanlılar olarak kötü bir huyumuz var – ayetleri cımbızla çekip kullanma alışkanlığı. Bir ayetin, bir cümlenin, her zaman bir öncesi ve sonrası vardır; ve o ayet ya önden gelen ya da arkadan gelen ile veya her ikisi ile bağlantılıdır. Nitekim Yuhanna 3:18 de öyle. Sonraki ayetler (3:19-21) şöyle devam eder:

“Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz. Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrı’ya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir.”

Altı çizili olanlara bakın, hepsi eylem – yapmak, uygulamak. İman her zaman eylemle bağlantılıdır (Yakup bölümünü okumak yeter). Yapılanlar ister karanlıkta saklanılsın, ister ışığa getirilsin Tanrı’nın gözünden kaçmayan uygulamalardır. Yüreği anlatır ve Tanrı yüreği tartan, yargılayandır (1. Samuel 16:7 “Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.”)

Benim ve sizlerin işleriniz yargılanacak. Bunu yapmayacak Tanrı, adil değildir, tarafsız değildir, Tanrı değildir.

Peki ya sonsuz yaşam?…………………

KİM KURTULUR? – 1

Sana Ne!

Bkz. –  Yuhanna 21: 20-23  “Petrus arkasına döndü, İsanın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsanın göğsüne yaslanan ve, “Ya Rab, sana kim ihanet edecek?” diye soran öğrencidir.          Petrus onu görünce İsaya, “Ya Rab, ya bu ne olacak?” diye sordu. İsa, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, BUNDAN SANA NE?” dedi. “Sen ardımdan gel!

BİZ KİME GİDELİM?

Hiç inancınızdan vazgeçmek, pes etmek istediniz mi? Hangi nedenden olursa olsun. Belki soğudunuz, belki hayal kırıklıkları, bazılarının ikiyüzlülüğü, sorunlarınızın yığılması. Belki dünyadaki haksızlıklar, adaletsizlikler, başta olmaması gerekenlerin işin, ailenin, ülkenin, kilisenin başında olması; çocukların, kadınların, yoksulların sürekli ezilmesi, istismarı. Belki imanınıza aldığınız tepkiler, belki sırf hayatın yorgunluğu. Belki de yanıtsız kalan dualar, işittiğinizi sandığınız yanılgılar, ve belki Tanrı’nın sessizliği. Vazgeçme isteğine götürebilecek neden çok.

Bu paylaşımın başlığı Yuhanna 6: 67-69’dan alıntıdır. İsa’nın çetin ve anlaması güç sözlerinden sonra birçok öğrencisinin onu izlemeyi bırakması üzerine İsa onikilere “siz de mi ayrılmak istiyorsunuz” diye soruyor. Bunun üzerine Simun Petrus “Rab, biz kime gidelim?” diye yanıt veriyor ve ardından, anladığınca, kalma nedenlerini söylüyor: “Sonsuz yaşamın sözleri sendedir. İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrı’nın Kutsalı’sın.

Yukarıdaki ‘belki’lerin bir kaçını yaşamış olabilirsiniz, ya da garanti veririm yaşayacaksınız. Ben yaşadım, yaşıyorum. Ama o “ben kime gideyim” sorusuna gelince gidecek başkası, daha iyisini bulamadım, hayal bile edemedim. Kilise ya da yaşam tarzından pes edip köşeme çekilmek cazip gelmiştir, gelebiliyor; ama Rab’den başka yere gitmek cazip gelmedi, hiç olmadı, olamadı. 

Tanrı’nın İsa ile planı: Tanrı beden alıp gelecek, bir de üstüne çarmıhta ölecek, dirilecek – akıllara saçmalık. Ama bir o kadar da muhteşem. Hayallerimize bile giremeyecek kadar inanılmaz bir plan. İnanılması gerekilen inanılmaz plan

İnanılması ile Tanrı ile tanışıp yaşamaya kapı açan ve sonsuzluğa anlam katan inanılmaz plan. Dargınlık ve isyanlarımız karşısında vazgeçmeyen lütufkar plan. Kafaları ve yürekleri en yoğun sislerde kaybolan biz ‘şaşkın’ çocukların, Tanrı’nın eteğine tutunarak yürümeye devam etmesini sağlayan ümit planı. Bizi bir yere ve çok iyi bir yere götüren büyük sevgi planı.

Evlerimize insanlar çeşitli nedenlerle gelir, hastalık ya da bir sebepten ayıp olmasın diye gelenler; ev ve siz hakkında meraklarını gidermek için gelenler; bir işleri düştüğü için gelenler vs.. Bir de sizi sevdikleri, sizinle olmak istedikleri için gelenler, yani sizin için gelenler var. İsa bu son grupta.

İmmanuel, Tanrı bizimle. İnsanlığın ‘Tanrı varsa nerede?’ haykırışına yanıt. Ancak gelip bizimle olması bile istenmedi. Tanrı Sözü, İsa, beden alıp doğmadan önce bile dışlandı. Meryem’in hamileliği saklanmak zorundaydı, piç damgasını yemeye ramak kalmıştı ve doğması için bir ev, bir han, bir oda bile verilmedi. 

İnsanoğlu çok acımasız. Hatta bir kadın için hem zor hem de olağan üstü olan hamilelik ve doğumda bile. Nice genç kız hamile diye evden kovuluyor, kürtaja veya bir sokakta doğum yapmaya itiliyor. Bazıları erkek doğurmadı diye hor görülüyor, bazılarının bebekleri öldü denilerek satılıyor. Böyle bir dünyaya Tanrı bebek olarak gelme cesaretini gösterdi. Nasıl bir plan, nasıl bir sevgi bu?

Biz kime gidelim?

Biz, her şeyi göze alıp bize bizim için gelene gidelim. 

İsa’nın gelişi/doğuşu kutlamanız kutlu ve esenlik dolu olsun, evleriniz ve hayatlarınız O’nun hoş kokusu ile dolsun.