Blog

ÇERKES TAVUĞU DEYİNCE TAVUK ÇERKES Mİ OLUYOR?

Blog adı salatalı olunca yemekli benzetmeler otomatik artıyor. 😉 

“Ne saçmalıyor, tavuğun milleti olur mu?” diyeceksiniz. 

İyi de bizler Hristiyan ülkesi, Müslüman milleti. Türkler Müslümandır, İtalyanlar Hristiyandır, Tayland Budisttir vs. diye damgalar vurmuyor muyuz?

Ben kimsenin mezara pasaportu veya nüfus cüzdanı ile koyulduğunu görmedim. Siz gördünüz mü? 

Öbür tarafta meleklerin “memleket nire?” diye sorduğunu da hiç sanmıyorum. 

Bazen espiri için ‘cennette Türk köşesinde kesin kebap olur’ filan deyip güleriz; ama Mesih’te olanlar için yeryüzünde bile “Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur” (Koloseliler 3:11) diyen Tanrı’nın sonsuzlukta o ayrımları yapmayacağı ortada. 

Tanrı’nın önünde Çerkes değil herkes tavuk! (veya koyun) 😬

Bir keresinde İstanbul’da ‘inanç ve düşünce özgürlüğü’ konulu bir toplantıda “bir Türkün başka bir dini inanca sahip olma hakkı var mı?” diye sormuştum (Anayasa’ya göre var). Çıt çıkmadı, ta ki birisi “o bambaşka bir konu” deyip sorudan başka yönlere kaçana dek. Yani mantıksız olsa da tavuk Çerkez olmak zorundaymış tutumu var ülkemizde; ve de bir çok toplumda (bir Rum Ortodoks, bir İtalyan Katolik mi olmak zorunda…?).

Bildiğim kadarıyla tüm dinlerde imanı yargılayacak olan Tanrıdır. Bir insanın bu dünyada insanlarca yargılanması bireylere ve topluma karşı sorumlulukları ile ilgilidir, ruhunun ebedi konumu ile ilgili değil. 

Ben Kürt, Arap, Hintli vb. olabilirdim (ten rengim Norveçli demeye el vermiyor), ama Türküm. Annem babam Türktü ve Müslümandılar. Ama ben İsevi olmayı seçtim ve doğru ya da yanlış hesabını Tanrı’ya vereceğim çünkü bu seçim O’nu ilgilendirir. Ben ülkemi, halkımı reddetmedim, tersine ülkemi ve halkımı seviyorum (her yaptıklarını olmasa da), ülkem ve halkım için iyi olanları yapmaya çalışıyorum. Aynı zamanda İsa Mesih’e iman ediyorum ve O’nu yürekten izlemeye çalışıyorum. Çok rahatça iddia edebilirim ki İsa’ya imanım beni daha da iyi bir vatandaş yaptı. 

İnancımdan dolayı dışlandım, eleştirildim, tehdit ve hakaretlere maruz kaldım; bir çoğunuz gibi. Bazılarınız kesinlikle benden daha kötülerini yaşadı. Sonuçta kısacası sizleri şununla teşvik etmek istiyorum:

İnsan korkusuna karşı dikkat ediniz, korkuya esir düşmeyiniz. Kör cesarete de gerek yok. Rab yol gösterir. Şunu yalnız unutmayınız: canımızın hesabını Tanrı’ya vereceğiz ve sırf bugünlerimize odaklanıp, Tanrıyla sevgi içinde yaşamayı ve sonsuzluğu satmaya yönelmek akılsızlığın uç noktasıdır. 

TANRI’YI SEVMEK NEYE BENZİYOR? – 2

Bir önceki paylaşımda değindiğim 1. Yuhanna 5: 2-3 ayetlerinde şu yazılıydı: “Tanrıyı sevip buyruklarını yerine getirmekle, Tanrının çocuklarını sevdiğimizi anlarız. Tanrıyı sevmek Onun buyruklarını yerine getirmek demektir. Onun buyrukları da ağır değildir.”

Bunun ardından gelen doğal soru (ister gerçekten bilmek için, ister konuyu yokuşa sürmek için olsun) “O’nun buyrukları ne?” oluyor. 

Burada ‘on-emir’e dönebilir ya da tüm Kutsal Kitabı tarayıp uzun bir liste çıkarabiliriz isterseniz….. 

Ama işin zor tarafı hayatta her şey siyah beyaz değil, hatta belki çoğu değildir. Her şeyi ‘siyah-beyaz’ iddia eden dini yasacılar bile gri alanları çözmek için rafları yasaları ve yasakları yorumlamak için kitaplarla dolduruyorlar. Hayatta karşılaştığımız durumlar çok kez karmaşıktır ve bu nedenle de “kaş yapalım derken göz çıkarma” olasıları ile hep karşı karşıya kalıyoruz. Sürekli neyin ne olduğunu ayırt etmeye ihtiyacımız oluyor.  

Nitekim “O’nun buyrukları ne?” sorusu bizi Blog’un anasayfasındaki ayete geri götürüyor: “Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrının iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin.” (Rom. 12:2)

Doğal insan ve içinde yaşadığımız toplumlar bizleri belli şekillerde düşünmeye kilitlemiş durumda (tabii bunda dünyada egemen olan ruhsal güçlerin payı büyük). Bu düşüncelerimiz için de Tanrı açıkça “Benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil” diyor (Yeşaya 55:8). 

Sonuç:  Büyük olasılıkla bu çağın, dünyanın gidişinden, adaletsizlik ve kötülüklerinden hoşnut değilsiniz. İmanınızın nedenlerinden biri belki budur. Tüm bunlara karşı çözümün Rab’de, çarmıhında olduğunu gördünüz, iman ettiniz. Haklısınız da. 

AMA iman, bizim halk usulü ‘doktor bey bir iğne yap hepsi geçsin’ değildir.  Ne de ‘ay ne hoş iman ettim, hadi hayırlısı’ ile bitmiyor! Tam tersine başlıyor.

‘İsa Mesih’e iman ettim’ diyorsak o eski düşüncelerimizin, hayata, insanlara bakışımızın yenilenmesi, değişmesi gerek; zira artık Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmeye ihtiyacımız var.

Tanrı’yı sevmek sizin düşüncelerinizde değişmenizle bağlantılıdır (ve dolayısıyla da eylemlerinizin değişmesiyle). 

TANRI’YI SEVMEK NEYE BENZİYOR? – 1

1. Yuhanna 4:20-21 “Tanrıyı seviyorum” deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrıyı sevemez. “Tanrı’yı seven kardeşini de sevsin” diyen buyruğu Mesih’ten aldık.

1. Yuhanna 5:1-3  “İsanın Mesih olduğuna inanan herkes Tanrıdan doğmuştur. Babayı seven Ondan doğmuş olanı da sever. Tanrıyı sevip buyruklarını yerine getirmekle, Tanrının çocuklarını sevdiğimizi anlarız. Tanrıyı sevmek Onun buyruklarını yerine getirmek demektir. Onun buyrukları da ağır değildir.”

Hah şimdi ayvayı yedik!  Tanrı’yı sevmek dönüp dolaşıp insan ilişkilerimize dönüyor gibi.

İyi de sanırım hepimizin sorunu insanlar zaten. Gözetmenlik yaparken bana “kilise nasıl?” diye sorduklarında bazen sözde şaka ile “insanlar olmasa çok iyi” diye yanıt verirdim – ve tabii sonra tövbe etmek zorunda kalırdım 😉 . Bizleri yoran, yıpratan, bezdiren, öfkelendiren, kıran, yaralayan neredeyse hep insanlar değil mi? Bu ‘sevmek işi’ imkansız gözüküyor.

Peki önce iman kardeşlerimi/komşumu/insanları mı sevmem gerek yoksa önce Tanrı’yı mı? Yani komşumu sevdiğimi eylemlerle kanıtladıktan sonra mı Tanrı’yı sevmeye geçebilirim? Bu “önce tavuk sonra yumurta mı, yoksa önce yumurta sonra tavuk mu gelir” gibi bir çıkmaza benziyor. Ama sanırım değil.

Yukarıdaki vb. bir çok ayetin bize esasen söylediği sanırım şu: 

“İnsanlara yaklaşımın, davranışın, senin Tanrı’ya sevginin yansımasıdır.”  

İkisi aslında birlikte işliyor, ayrı değil zira sonuçta yüreklerimizi yansıtıyor. Tanrı’yı sevmek (ıssız bir adada tek insan değilseniz) köşenize çekilip sırf kitap okuyup dua etmekle olmuyor (bunlar ne denli iyi ve gerekli olsa da).

“İnsanları sevmek yürek ister, yürek de insanları sevebilmek için Tanrı’yı ister.”  

İşin güzel tarafı Tanrı yüreklerimizde yer almayı sevinçle arzuluyor, nitekim Kutsal Ruh’unu bizlerle bunun için paylaşıyor. 

Yani ayvayı yemedik! 

Tanrı’yı sevebilirim, somut bir ümidim var çünkü Tanrı bu sevgi için gerekli olanları bana sağlıyor. İstek ve işbirliği kısmı ise bana kalıyor – her gün, her ay, her yıl.

NEDEN İMAN EDİYORSUNUZ? – 2

Topluma, ailelerine, hayatlarına isyan edip inanan veya “ay kilisedeki insanlar çok iyiydi, ortamı beğendim” diye inandığını söyleyen çok kişi gördüm. Bu yanlış bir şey mi? İlk adım, giriş noktası olarak ‘hayır’ ama sonra değişmesi gerek. Tanrı’yı sevmeye dönüşmesi gerek. Unutmayalım ki Tanrı’nın birincil beklentisi bu (Markos 12:29-31).

Tanrı ile ilişkimiz sevgi üzerine kurulu; bu ilişki öfkemiz, isyanlarımız, keyfimiz üzerinden yürüyemez. Rab bize sevgi ile yaklaşıyorsa bizim de O’na sevgi ile yaklaşmamızı istiyor. İman yaşantımız sevgi ve güvenme üzerine kurulu – ve tabii bizler pek güvenilir olmadığımız için de Tanrı açısından bol lütuf gösterme üzerine.

Sonuçta hangi neden ile yola çıktıysak çıktık. Ama bu yol anlam taşıyıp etkin olacaksa ve de bu yoldaki zorlukları aşıp yolu esenlikle bitireceksek imanımızın nedeni “Tanrı’yı ve yollarını sevmek” olmak zorunda, olmaya yönelmelidir.

Bir benzetme gerekirse: Roket fırlatıldı ama hedefe ulaşması için doğru yörüngeye oturması gerekir, bunun için de ek ateşlemeler ile yörünge ayarları yapılır.  

Bunu lütfen düşününün, yüreğinizi tartın. Hatta yıllar içinde nedenlerinizi arada bir ziyaret edin zira zamanla, yaşamın getirdikleriyle doğru yörünge için tekrar ayar gerekebilir.

Eğer öfke, isyan, çıkar vb bir nedenle adım atıysak, ya da zaman içinde motivasyonumuz saptıysa belki şöyle dua edebiliriz: “Rab, …………… nedenlerle iman ettim, bunlar sağlıklı nedenler değildi beni bağışla. Ama sen yine de bana lütuf edip fırsat verdin. Artık bundan böyle Seni izleme amacım ‘Sen Rabbimi tüm yüreğim, canım, aklım ve gücümle sevmek’ olsun diye beni lütfen yüreğimde ve düşüncelerimde yenile.”    

NEDEN İMAN EDİYORSUNUZ? – 1

Neden iman ediyorsunuz? 

Hayır, İsa’nın tek yol, gerçek, yaşam olması, kurtarıcı olması vb. nedenlerden bahsetmiyorum. 

SİZ neden iman ediyorsunuz, neden inanıyorsunuz?” 

Amacınız, arzunuz, motivasyonunuz ne?

Ölüm korkusu mu?

Günahlarınızdan kurtulmak için mi?

Doğruluğa acıkıp susadığınız için mi?

Eski inanç ya da inançsızlığınızdan soğuduğunuz için mi?

Hayatın anlamını keşfetmek için mi?

Tanrı’yı tanıma arzusu mu?

Topluma veya ailenize öfkenizden mi?

Neden? 

Hiç düşündünüz mü nedenini? 

Düşünmenizi önermek isterim, zira Tanrı yürekleri bilen Tanrı ise siz de kendi yüreğinizi bilseniz iyi olur. Bazen yanlış amaçlarla yola çıkabiliriz, ancak bu amaçlarla uzun yol katedemeyiz, en azından iyi meyveler vermez. Tanrı farkında ama siz değilseniz ilişkiyi yanlış zemin üzerine kurmaya çalışıyor olabilirsiniz.

Bunu bir kaç gün düşünün lütfen ve neden(ler)inizi dürüstçe tartın.

Bir sonraki paylaşımda konuya açıklık getireceğim.