Her halkta olduğu gibi Anadolu halklarında da hayatın izlenimlerinden doğan ilginç, yerine tam oturan deyimler vardır. Bunlardan biri de “kaş yapalım derken göz çıkartmak”. Aşağıdakiler, kiliseler dünyasından önemli bir “kaş yapalım derken göz çıkartmak” hikayesi.
İsa’nın izleyicileri olarak her zaman iyilik yapmaya çağrılmış bir halkız, ancak iyilik bile hikmet ile yapılması gereken bir şeydir. Örneğin çocuğunuz su içmek için mutfağa gitmeye her yöneldiğinde, ‘ben çocuğumu çok severim, ona kul köle olurum’ diye “ay kalma yavrum ben getiririm” diye fırlarsanız sonuçta sadece şımarık bir velet yetiştirmiş olursunuz.
Türkiye’deki (ve bir çok başka ülkede de) kilise maalesef çok ciddi, sağlıksız, üzücü ve tehlikeli bir ‘kaş yapma’ sevdası peşinde sürüklenip gitmekte:
Hizmet etme kaşını yapacağız derken kilisedekilerin ve tanıklığın gözünü çıkartmak.
“Hizmet” etmenin para ile bulanması meselesi!
Hizmet kapısı gelir kapısı olunca, kilisenin suları pak akmaz, akamaz. Bu kadar basit.
Tüm zamanını kilise veya kilise bağlantılı çalışmalara veren kişilerin tabii ki bir geliri olmalıdır. Olmaması mantıksız, bir gelir olmadan yaşamalarını kimse beklemez. Bazıları gelirini belki Pavlus, Akvila ve Priskilla gibi başka işlerde (bu üçlü çadırcıydı) elde edebiliyor; ama ülkemizdeki koşullarda bunu yapabilecek azdır. Diğerleri ise doğrudan bir ücret almak ya da parasal destek bulmak zorundadır. Sorun işte bu ikinci grupta olanları ilgilendiriyor.
Önce kiliselerimizde göklere çıkarılan bu “hizmet etme” konusuna kısaca bakalım, bir sonraki yazıda da bunun parasal boyutlarına bakarız.
“Hizmet”, TDK sözlüğünde “birinin işini görmek veya birine yarayan bir işi yapma – görev, iş, bakım, özen, ihtimam” olarak tanımlanır. Kısacası ‘başkalarının yararı’ için yapılan bir eylem. Gönüllü veya ücretli – ama her iki durumda da yapılanda gönül yoksa sağlıklı yürümez.
Doğal olarak kiliseler içinde ve çevresinde çok kullanılan bir sözcük ‘hizmet’, zira İnanlıların İsa’yı örnek alarak temel yaşam tarzını yansıtır. Sonuçta temel Matta 20:28’de İsa ile atılmıştır: “Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.“ Üstelik bizlerden de beklentisidir (Luka 22:25-26): “İsa onlara, “Ulusların kralları, kendi uluslarına egemen kesilirler. İleri gelenleri de kendilerine iyiliksever unvanını yakıştırırlar” dedi. “Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun.”
“Hizmet” sözcüğü Kutsal Kitap’ta 1200 civarında ayette geçiyormuş. Ama bu dünyada her şey farklı şekillenebiliyor, farklı yönlere çekilebiliyor. Kiliselerde de maalesef bu böyle. Kelimenin kendisi alçakgönüllülük içerirken, kullanımında ise özel bir statü, ayrıcalıklı bir konum yaratılıyor. Luka 22 kenara itilebiliyor. Bir hava ile söylenen “ben kiliseye hizmet ediyorum”, “ben Rabbe hizmet ediyorum” gibi sözleri çok duyuyoruz. Peki kilisedeki diğerleri, işlerine, okullarına gidenler, evini çevirmekle ya da hasta bakmakla uğraşanlar kime hizmet ediyor?
Bunu bin kere söylemişimdir herhalde: “İsa Mesih’e yürekten iman edip O’nu izleme çabası içinde olan her kişi (ister öğrenci, ister nine; ister iş adamı, ister yoksul; ister okumuş ister okuma yazma bilmeyen), Tanrı’ya ve kiliseye hizmet eden biridir! Alçakgönüllü hizmet anlayışı her İnanlı’nın özü, karakteri, çağrısı ve Tanrı’nın ondan beklentisidir. Hizmet özel bir sınıfa ait değildir.
Evet zamanının büyük kısmını, çalışma hayatını kilisenin ve İnanlıların gelişimi için kullanan kişiler vardır ve olmalıdır. Bu açıdan da hizmetleri daha yoğun olan kişilerdir bunlar. Örneğin kilise önderleri, müjdeciler, hizmet kuruluşlarında* çalışanlar. (* İngilizce’de “para-church” denilen kuruluşlar – ironik biçimde Türkçe’de akçe anlamına gelen para ile karıştırmayalım. İngilizce’de ‘para’, yanında, dışında, ötesinde anlamında bir ek olarak kullanılır, yani ‘kilise yanı hizmetler’).
Ancak bu o kişileri üstün kılmaz. Üstün hissediyor ve bir dokunulmazlık yaratıyorsa bunun adı İncil’e göre hizmet değildir ve olamaz da (yine Luka 22’ye dönün).
Tam zaman hizmet etmek için çağrınız olduğuna inanıyorsanız ve bunu bir şekilde gönüllü yapıyorsanız bu bir fedakarlıktır. Ancak bunun için bir maaş, bir ücret alıyorsanız bu bir görev, bir iştir – yürekten olup fedakarlıklar içerse de.
VE işte o noktada büyük bir soru çıkar ortaya: “Bunu yürekten mi yapıyorsunuz yoksa parası iyi, rahatı iyi veya size bir saygınlık, makam sağladı diye mi?”
Hatta yürekten başlayıp sonra soğuyabilirsiniz de. O noktada bu halen hizmet midir, yoksa sadece bırakması çok zor gelen bir gelir kapısı mı? Bu tür sorularla yüzleşmeyi sevmiyoruz ama aslında hep halının altına itilen ancak yüzleşme dürüstlüğü gerektiren ve yanıtlar bekleyen kritik noktalar bunlar. Esasen Tanrı’nın soruları, 1. Tarihler 29:17 “Yüreği sınadığını, doğruluktan hoşlandığını bilirim.”
Ağır mı konuştum? Sanmıyorum, sadece onlarca yıldır tanık olduğum gerçekleri konuştum.
Para konusuna bir giriş yaptık, gerisi bir sonraki yazıya.